Özgür Ruh
(Yemek Yedirirken Çekilen Çile ya da Çocukların Sınırsız Hayal Gücü)
Testi ilk yaptığımda iki pembe çizgi kendilerinden emin belirince,
çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Başım dönmeye, kalbim hızlıca
“Deniz yırtılır bazen,
Bilmezsiniz kim diker,
Ben dikerim”
(ORHAN VELİ)
Mahalle komşumuza misafir gelen Ayten’in konuşma tarzı peltek peltek şöyle dili dişlerini yalayıp, dudaklarının arasından hınzırca çıkar şekilde beğenimi ve belkide ilgimi çekince O’nu dikkatle gözlemleyip tam iki hafta boyunca taklit etmiştim, hem de hiçbir şey olmamış gibi, ben hep böyleymişim gibi.
Doğu Anadolu’nun buradan, İstanbul’dan kilometrelerce uzak bir kasabasında yaşardı. Diz boyu kar, çam ağaçları, güzel gülen kömür gözlü çocuklar, kavruk tenli adamlar, gece saçlı kadınların memleketinde...
Bir varmış bir yokmuş...
Buzullar erimeden, ormanlar yanmadan yada kesilip/yakılıp yerine evler dikilmeden, nehirlerin suyu hızla çekilmeden, tehlikeli atık varilleri okyanusların dibini boylamadan, ozon tabakası incelmeden, bebekler ölmeden, hayvan ve bitki tür çeşitliliği azalmadan, hava, su, toprak kirliliği yaygınlaşmadan, radyasyondan hastalıklar yayılmadan, denizlerin önüne engin sıfatı gelip ve öyle sanıp zehirli varilleri içine boşaltmadan, çöplükler dağ yığınlarına dönüşmeden ve tabiki patlamadan , baz istasyonları yaşam alanlarının taa içine girip çatılara konmadan, su kaynakları hızla tükenmeden, asit yağmurları yağmadan, ve iklimin dengesi yerle bir olup küresel ısınma olmadan ve dünyadan sadece ve sadece bir tane oldugu unutulmadan önce, çoook önce, pireler berber, develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken....
Ne çocukken kurduğu minyatür lego şehirleri, ne çaydemlik kapağı koleksiyonu ve ne de her gittiği evden topladığı çay kaşığı merakı değildi onu enteresan kılan. Hep kendinden büyük laflar ederdi, bunu büyük ustalık ve olanca doğallığıyla yapardı.
Bir sürü belli belirsiz görüntüyü hızla geçen bir film kareleri toplamı. Kamera gerilere, geçmiş bir tarihe gidiyor imajı vermek için hızlıca döneniyor. Görüntüde bir oda ve odada bir kanepe, koltukta diyebiliriz, diğer eşyalar belirsiz, flu, , alacalı renkler var sadece.
Çocukken hatırlarım ipini çevirip beceremezdim, ipini çekip, yere attığımda dönmezdi hiç... Önce popo üstü düşer, ardından yuvarlanır benden uzak bir köşeye doğru yol alırken, sanki birşey düşünmüşte birden hatırlamış gibi kararlıca dururdu.
Aynaya bakarsın, yansıyan sensindir, gerçek sen, maskesiz sen! At şu üstündekileri de, arın bakalım, arın da kurtul. Gerçek sen ne kadar açığa çıkar? Günde kaç saat? Kimlere karşı, peki ya kendine karşı? Hayat yansımadır işte, senin yansıttığındır, senin önce çevrene, sonrada onun dönüşümüyle kendine gelen yansımasıdır.














