Uzun yıllar yurtdışında (İsviçre) yaşadım. Temmuz 2006 dan
beri İstanbul- da ailem ile birlikte yaşamaktayım. 2 çocuk
annesiyim. Tecrübe ve gözlemlerimi bu köşeden sizlerle paylaşacağım.

Cocukluk dönemi aslinda hayatin cennetidir.

Günümüzün çocuklari, özellikle de büyük kentlerde yasayan çocuklar, artık bir yarış atı gibi rekabet ilişkisine sokulmaktadır. Artan çevre baskısının yanısıra , internet , PC oyunları reklamlar ve ,TV hedef kitlesi olarak , çocukları seçmektedir. Çocuklarımızın ihtiyacı ise sadece sevgi merhamet ve oyun oynamak gibi seylerdir. Günümüz modern çağında , onlari hızlı büyümeye zorluyoruz ama iclerindeki duygusal dünyaları çocuk kaliyor, bunu untuyoruz.

Günümüzde ebeveynler cok calısıyor, ekonomik hayatın gitikce zorlastığı bir dünyada bu bir mecburiyet belki, çünkü çocuklarına rahat bir hayat sunmak istiyorlar. Ingilterede bir arastırma yapılmıs, anne/babaların çocukla iletişim kurma süresi , günde 15dk dan 5dk’ya düşmüş. Bu oldukça kaygi verici bir durum. Önceden bilmediğim yeni hastalıklar türedi. Çocuk evde hoplayip zipliyorsa hemen hiperaktif damgasını yiyi veriyor, hemen uzmana koşuluyor, ilaçlar veriliyor. Oysaki çocuk elbette ki enerjisini atacak ama buna maalesef fırsat verilmiyor.

Ebeveynler gelecek kaygılarından dolayı, cocuklarının ilerde , 20 yil sonra rahat etmesi icin “simdi” yi çocukluklarına yasattırmıyorlar. Türkiye’de gözlemlediğim, bir çok çocuk ilkokuldan itibaren, yok OKS sinavi, yok seviye sınavı için hafta sonları dersanlere gidiyor. Sanki haftaici okula gitmiyorlarmış gibi. Dünyada iki gün dinlenme tatili ilan edilmesine rağmen türkiyedeki çocuklarımız o günde okula gidiyorlar. O zaman madem okul bu basarıyı gösteremiyor, hiç okula gidilmesin ve sadece haftada iki gün dersaneye gidilsin, hafta ici tatil ilan edilsin?
Diğer gözlemim ise, türkiyemizde bunu daha belirgin görüyorum, ebeveynler cocuklarını çok kutsal gördükleri için , bu en değerli varlıklarının, en iyi olması gerektiğini düşünüyorlar. Elbette ki onlar en değerli varlıklarımız ama hicbir eksik yanlarının olmamasını istemek, çok yönlü olmalarını beklerken onları sürekli birşeyleri başarmaları için zorlamak ne derece doğru ?
Çocuklar yarış atı gibi yarıstırılıyor, oysa bu yarış, büyüklerin yarışdır. Her alana ilgi duymaları beklendiği icin, herşey haftanın 7 gününe sığdırılmaya çalışılıyor hatta tıkıştırılıyor ve bu da gelecek için yeni bir telaşı daha doğuruyor. Çocuklar ordan oraya sürüklenirken, ve bir cok eylem pesinde kosarken, bırakın aileleri ile zaman gecirmeyi, arkadaşları,yaşıtları hatta kendileri ile bile başbaşa olamıyorlar.

Birde, erişkenlerin izlemesi gereken TV programları, oynamaları gereken oyunlar, okumaları gereken internet sayfaları artık ilkokul cağındaki çocuklar tarafından izleniyor,oynanıyor,okunuyor. Bu da onların oyun oynamadan büyümelerine neden oluyor diye düsünüyorum ve bu durumdan kaygilaniyorum.
Örnegin ; şiddet içerikli bir Türk dizisi,yayına başlamadan önce ,ekranda “ 7+ yas” uyarısı yapılıyor ancak böyle bir dizi bu yaştaki çocuklara nasıl izlettirilebilinir ? Iste bunlar da ,onların cocukluğunu yasamadan büyümelerinin nedenlerinden biri.

Büyük şehirlerde, cok az bahçe var, bunun yanısıra dısarda oynayan çocukta yok veya az. Oysaki çocuklar için en önemli şeylerden biri oyundur. Ancak bu dil ile kendilerini ifade edebilirler.Sosyal ilişki kurmak,duygusal olarak kendini ifade etmek gibi ,yani öfke, sevinc, mutluluk gibi. Bunları tam olarak yaşamadıklarında bircok yanları eksik kalmakta, ergenlikte veya büyüyünce sorun yaşamaktadırlar.

Ebeveynlerin en sık kullandıkları cümlelerden biri de:
“Bak benim zamanımda bu kadar imkan yoktu, senin imkanın var ve kullanmıyorsun!” Bu tür cümlelerle cocuklarına dair beklentilerini cok yüksek tutuyorlar. Dünyanın merkezi olarak algılıyorlar. Büyükler çocuklarını yarıstırırken, kendi ulaşamadıkları basarı duygularını tatmin etmek için çalişiyorlar ve günümüzün çoçukları borçlanıyor . Gitar, piyano, keman, yüzme, satranc, ingilizce, matematik derslerine niçin gitiğini, niçin bunu yaptığıni anlamıyor?
Bir cok gazetede, kitapta, dergide ve anne çocuk sayfalarinda okumuşumdur, çocuğun mutluluğu ön planda olmalı diye ama yinede dersanler mantar gibi coğaliyor ve bu yazılar sanki kale alınmıyor?

Çocuğun sevdiği bir yolda ilerlemesine izin verilmiyorsa, cocuk olmasina da müsade edilmiyor demektir.

Oyuncakçıarı gezerken ne kadar çok oyuncak çesidinin olduğunu gözlemliyoruz. Aylarina göre ayırılmıs olmaları ve sistemli basarıya dayatma bir cok oyuncakta var diye düsünüyorum.

Bir de kentte yaşayan annelerin ne kadar yalnız olduklarını gözlemledim. Tabi zaman zaman ben de buna dahilim. Çoğu komsumu sadece bir kez görmüşlüğüm var. Bir yerde , en sıradan hastalıkta hemen hastaneye kosulduğunu okudum, aslında çevresine sorsa korkulacak birsey olmadığını öğrenecek ama çevresinde soracak kimsesi yok ? Bir İsvicreli cocuk doktorunun “Remo Largo” kitabinda okudum. Bir çocuk yetistirmek icin bir köy gerek ama artık günümüzün modern kentlesen hayatında bu mümkün değil.

Aileler de işini kaybetme kaygısı olduğu icinde mesaiye kalip, çocuğuna iyi bir gelecek vermek icin çalisiyor ve çocuklarına yeterince zaman ayırmıyor, onunla oynayamıyor hatta oynamıyor. Çocuklar da zaten evde ders calısıyor, sokakta oynayamiyor ve cıkar yol olarak elektronik oyuncakları görülüyor ve bunun sonucunda duygusal hayatlari da fakirleşiyor.

Belki akademik anlamda büyük kariyerlere bir yerlere gelebilirler ama duygusal paylasım ihtiyaclari ne olacak? Çocukların şu an ihtiyac duydukları şey, aileleri ile birlikte olmak ve oynamaktir!

Diğer gözlemlerimden biri ise, alısveris merkezindeki, oyuncakcıdaki kitaplara baktığımda, TV kahramanlarının olduğu ve içeriği olmayan ürünler coğunlukta. (tabii güzel kitaplar var ama az sayida). Bu durumda çocuklar da bu boşluğa düsüyor ve tüketim artiyor. Cocuk Sevgisi’nde gecen gün yayınlanan bir yazıda okuduğuma göre, çocukların artıik tüketimi cok fazla ve herhangibir üretimleri yok!

Bir de parkta gözlemledigim, anneler cocuklarini tehditlerle, korkularla yetistiriyor. „Cocugum kosma düsersin!“ Bana göre böyle saglıklı mutlu bireyler yetişemez. Mutluluğun esasi çocukları rahat bırakmaktır,yaşayarak görmelerini sağlamaktır. Düstümü birak kendi kalkmayi ögrensin. Türkiye'de anneler babalar 700000 kere “yapma” diyorlarmıs. Aslında yap deseler...



Manolya Sacli

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız