Biricik Dünya
Bir varmış bir yokmuş...
Buzullar erimeden, ormanlar yanmadan yada kesilip/yakılıp yerine evler dikilmeden, nehirlerin suyu hızla çekilmeden, tehlikeli atık varilleri okyanusların dibini boylamadan, ozon tabakası incelmeden, bebekler ölmeden, hayvan ve bitki tür çeşitliliği azalmadan, hava, su, toprak kirliliği yaygınlaşmadan, radyasyondan hastalıklar yayılmadan, denizlerin önüne engin sıfatı gelip ve öyle sanıp zehirli varilleri içine boşaltmadan, çöplükler dağ yığınlarına dönüşmeden ve tabiki patlamadan , baz istasyonları yaşam alanlarının taa içine girip çatılara konmadan, su kaynakları hızla tükenmeden, asit yağmurları yağmadan, ve iklimin dengesi yerle bir olup küresel ısınma olmadan ve dünyadan sadece ve sadece bir tane oldugu unutulmadan önce, çoook önce, pireler berber, develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallarken....
Sanarmışki insan denilen ırk, dünya sınırsız ne kadar kirletsem okadar gelişirim, teknolojim ilerler, ama bilememiş dünyanın intikamını alacağını, doğanın feci şekilde canını okuyacağını.
Aslında özümseme kapasitesinin altında kirletseymiş, herşey böyle olmazmış, ama yapmamış, ağaçları keserken hayallerini geleceğini yokedeceğini bilememiş, sanmışki havaya giden tüm kirli atıklar, uzayı geçip engin semada kaybolacak. bilmezmişki hiç ama hiç bir şey vardan yokolmaz, sadece başka bir forma dönüşürmüş.
Oysa 150 yıl öncesine bakacak olursak, 1854 yılında A.B.D. Başkanı yazdığı bir mektupla Amerika'ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve bu isteği kabul edilecek olursa, kızılderililere rahatlıkla yasayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.
Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Kızılderili Reisi Seatle bir söyleviyle A.B.D. Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak A.B.D. başkanına gönderilmiştir.İşte bu mektupta Şef Seatle 'in felaket senaryoları birbir gerçekleşmektedir, tüm dünya ülkelerinde. En can alıcı cümlelerinden biri, durumu açıkca yansıtmaktadır:
"Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. "
İşte arka planda tüm bunlar olurken pek çok gelişmiş ülke, gelişmekte olan ülkelerin beş on misli teknolojisini güçlendirirken doğayı da beş on misli kirletmiş. Aslında "çevreci" denen insanlara ve guruplara bakarsanız "sıfır" atık mantığıyla doğaya hiç zarar vermemelisiniz. Oysa çevre mühendislerine göre gelişebilmek için tabikide atık çıkmalı ancak minimum düzeyde olmalı ve doğaya karşı insan yerine doğa ile beraber yaşayan insan mantığıyla koruyarak onu, yokederek değil, insanlık ve teknoloji ilerleyebilmeli. Bu tanım, sürdürülebilir kalkınmanın ta kendisidir aslında. Yani büyüme olmalıdır ama bunun sınırlarıda konmalıdır. "Sürdürülebilir kalkınma, insan ile doğa arasında denge kurarak doğal kaynakları tüketmeden, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına ve kalkınmasına imkan verecek şekilde bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınmasını programlama anlamını taşımaktadır." Bunu da Meadows ve arkadaşları 80'li yıllarda" dünyanın kaynakları sınırsızca kullanılırsa, sonu da çabuk gelecektir" mantığı ile kalkınmanın ve çevrenin sürdürülebilir olması gerekliliğini savunmuştur.
Bu yaklaşımda,
- doğal kaynaklar verimli kullanılarak,
- atıklar azaltılarak,
- kaynakların tekrar kullanımı sağlanarak gelecek nesillerin ihtiyaçlarına cevap verecek ve çevrenin sürekli bir şekilde korunması amaçlanmaktadır.
Önce Kızılderili Reisi Şef Seatle, sonra da, Meadows ve arkadaşları çoktan geleceği görüp insanlığı uyarmış ama dinleyen olmamış.
Nasılsa bizi değil nesiller nesiller sonrasını etkiler demişler ama beklenenenden daha çabuk gelmiş felaketler....
Şimdide Stephen Hawkings "Böyle giderse 2 bin 600 yılında dünyada tüm insanlar omuz omuza sıkışık duracaklar" diyor ve ekliyor, "Eğer uzaya yerleşme planları yapmazsak, dünya diye bir yer kalmayacak"...
Dünya bir varmış bir yokmuş...
Bu masalın cadısı tüm insanlıkmış...
Dünya bir varmış bir yokolmuş...
Girne Gül ÇELEBİ Çevre Yüksek Mühendisi/ Istanbul














