Aynaya bakarsın, yansıyan sensindir, gerçek sen, maskesiz sen! At şu üstündekileri de, arın bakalım, arın da kurtul. Gerçek sen ne kadar açığa çıkar? Günde kaç saat? Kimlere karşı, peki ya kendine karşı? Hayat yansımadır işte, senin yansıttığındır, senin önce çevrene, sonrada onun dönüşümüyle kendine gelen yansımasıdır.

Devam edebilmek için “ya şa ma ya”, şamataya değil. Güzel düşünürsün, güzel olur, çirkinleşirsin tüm oklar da seni bulur. Elindeki boomerangdır adeta, döner döner yine seni vurur!

Peki ya zavallı plastikler? Bu geçiş ilginç değil mi? Soyut ve somut, yaşamsal ve dünyasal her şey DÖNÜŞÜMDEN ibarettir. Milyonlarca yıl doğada acı çekip de aslına dönmeye çalışacak, bir sürü iklim ve bir sürü bilinçsiz insan geçecek üzerinden, uçaklar kalkacak, otobüsler mola verecek, ha babam tüketecek toplumlar, çılgınca tüketecek. Plastikler, camlar, kağıtlar, teneke kutular, her biri ayrı ayrı yolculuk yapacak bu yolculuk sırasında, sadece bilinçli bir elin onu sıkıca tutup, aslına dönmesi üzerine bir küçük hareketini bekleyecek. Belki melekler yapar (!) mesela ozon deliğini, yukarıdan geçerken makineye çekiverseler, incileri mi dökülür? Çocukken bir gün gelip evi toplayacak, anneme sabah kahvaltı hazırlayacak peri kızını düşler, gözlerimi sıkıca kapatır, gelmesi için telepati kurmaya çalışırdım, çocukluk işte, her şey olacak sanırsınız, masallardaki gibi. Gerçekler kapımı çalınca, bana öğretilenlerin sadece kitap sayfalarını süsleyen birer vitrin olduğunu görünce, dehşete düşmüştüm. Hep daha iyisi var sanıp beklerken, dünya, sevgili dünya hızla dönüp doğasıyla intikamını almakta gecikmedi. Siyah pamuk olur mu? Pamukkale´de olur, sayın Zeus´un, burnu çatlar mı? Sapanla kafasını kırarlar mı? Nemrutta kırarlar, peri bacaları, peri evleri midir? Uçup başka ülkeye gidebilirler mi?evet Ürgüpte giderler, sonra basına demeç bile verirler, “canımız sıkıldı, bize hiç değer vermediniz, gittik de ne değişti?” Derler mi? Altın yazılı eski belki bin yıllık bir kitabın altınları bozdurulur mu?evet!!! elindeki tarihe değer vermezsen ne olur? Döner döner seni vurur! Kız kulesi düğün salonu yapılma aşamasında buna şiddetle karşı çıkan bir şairimiz, o zaman her gün orada otururum dediğinde, neden diyen gazeteciye şöyle yanıt verdi: “kız kulesini artık görmek istemiyorum ve oranın kirlendiğini göremeyeceğim, içimi acıtmayacak tek yer orası da ondan”. Şimdi ben de dünyayı görmeyeceğim bir yer arıyorum, bu kirliliği görmek istemiyorum çünkü!

Kaynaklarını hor kullanırsan ne olur? Çocukların suyu damacanadan içer, sınırsız sanıp da engin denize tüm atıklarını arıtmadan verirsen ne olur? Güzel deniz hayatı, sevgili balıklar yaşam hakkından olur, mesela? Ruhumun bir yanı Kızılderili kanı taşıyor sanırım, kendilerine çok büyük saygı duyarım zira, asildirler, doğaldırlar, temizdirler (ruh temizliğinden bahsediyorum) ve doğaya saygı duyarlar. Oysa bu devirde insan olmaktan utanasım geliyor feci halde.
Kulaklarımda sezen Aksu çınlıyor: “masum değiliz hiçbirimiz”. Hey boomerang, dönüp beni de vur ama lütfen suçluları daha çok!

Deyip bitirecektim, ama suçlular vurulsa ne olur?
Ne olur?
Hiiiçççç!!!!
Hiç olmak, sıfır olmaktan iyi midir?
Yaşanacak bir dünya olmadıktan, nefes alınacak bir doğa kalmadıktan sonra ne olur?
Şimdi fonda ikinci şarkı:
“Biz büyüdük ve kirlendi dünya”



Girne Gül ÇELEBİ Çevre Yüksek Mühendisi/ Istanbul

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız