Bir film izliyorum. Hem duygulanıyorum, hem şaşırıyorum, hem kahkahalara boğuluyorum, hem ağlıyorum. Filmi izlerken yoruluyorum. Etkileniyorum. Dahası çok eğleniyorum. Başrolde oynayan aktrisi daha önce hiçbir yerde izlemedim. Oldukça başarılı ve profesyonel. Sol yanağında ve çenesinin sağında, iki küçük gamzesi var. O kadar yakışıyor ki ona. Yanlarda kıvrılıyor saçları. Kulaklarına çarpıp nereye gitsem şaşkınlığı yaşıyor, oraya buraya dağılıyor. Gözleri yusyuvarlak ve siyah. Yenilesi, yağa bulanmış parlak bir zeytin gibi. Yanakları tombulca biraz. Ağzı varla yok arasında. Öyle küçük öyle naif. İki minik dişi var. Filmin izlediğim kısmında yürümedi hiç. Emekleyerek ulaşıyor amacına. Emekleyerek koşturuyor filmdeki diğer aktrisin peşinden. Zaten filmin büyük bir kısmını bu koşturmaca oluşturuyor. Ama baştan anlatmalı size…

Bir ağlama efekti ile başlıyor film. Yapılacak tüm yaramazlıkların ses tonuna saklandığı bir ağlama. Efekte karışmış başka başka replikler; çığlık çığlığa bir ses “ doğduuuu”, ağlamaklı bir ses “ sağlıklı mı doktor hanım”, inanamaz bir ses “ Allah’ım ne kadarda güzel”…Fade out ve sahne değişir…

Bir evde yaşayan iki mutlu insan, onlara katılmış küçük, savunmasız, yabancı başka bir insan. Filmin başrolündeki küçük aktris geldiği bu evdeki her şeyi değiştirir. Gece uykuları 10’ a böler, yemekleri birkaça. Annesi ve babası hep endişelidir. “ nasıl büyüyecek”, hasta olmaz di mi”, “hey burasındaki kızarıklıkta ne”, “ yavaş dök şu suyu”. Banyodan sonraki ıslak yüzü babasını çok mutlu eder. Uyuduktan sonra dünyayı kucaklayacakmış gibi iki yana kollarını açmış halini izlemekse annesini. Gülümseyişi keşfetmesi anne ve babasının yaşamayı yeniden keşfetmesidir. Hep hayretle konuşurlar bu küçük insanın nasıl olup ta onları bu kadar mutlu ettiğini. Onun savunmasızlığı anne ve babasında şefkate dönüşür. Her gelişmesi bir mucize gibi sevinç ve hayretle karşılanır. Diğer küçük gelişmeye kadar dilden düşme,z gelen giden herkese anlatılır “ gördün mü nasıl tuttu oyuncağını”, “ biliyor musunuz artık yakalayabiliyor ayağını”…

Baştan ayağa büyür. Önceleri sallanıp duran kafasını tutmaya başlar. Kafasının hemen altındaki gövdesi yığılıp kalır oturtunca. Güçlenir ve gövdesini de dik tutmayı öğrenir. Sıra ayaklarındadır. Ayakları üzerinde durmaya başladığında anne ve babası geride kalan dokuz aya bakıp, bir balık beslerken bile mutlu olan insan ruhunun başka bir insan yetiştirirken, onun her geçen gün mükemmel olmaya biraz daha yaklaştığını izlerken büyülenip bu güzelliğin tadını çıkarırlar. Filmi büyük bir zevkle izliyorum. Devamı çekilecekmiş. Merakla bekliyorum…



Ayşe Alpaslan

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız