Geceleyin karanlıkta hava alanına doğru yola çıktım. Aylardır, tek başına çocuk bakmak, kendini babanın yerini doldurmaya çabalarken bulmak, gidenin geri döneceğini anlatmak konuları ile ilgili düşünürken baba geldiğine göre artık emziği bırakmak, tuvalet konusuna eğilmek gibi konulara doğru da yola çıkmış oldum.

Daha ilk dakikalarda, akıcı trafikten, tatlı ve ılık geceden, berrak havadan ve radyoda çalan güzel parçalardan yolculuğun iyi geçeceği belli olmuştu.

Ben de gecenin bu kısmını ve bu yazıyı kendi düşüncelerime ayırdım.

İstanbul renk renk ışıkları ve azalan kalabalığı ile geceleri daha güzel oluyor. Kent son zamanlarda oldukça değişti, modernleşti ve güzelleşti. Kenarda, çalan dans müziğine uygun ritmde kırmızı kırmızı kedi gözleri oynuyor. Asfalt akıcı ve düzgün, üste geçitte lalelerle ilgili bir afiş asılı. İstanbul’da şu anda 3 milyon lale açtı. Evet, hepsi muhteşem. Beyazlar, morlar, sarılar, özellikle karışık renkli olanlar muhteşem. Topraktan gökyüzüne yükselen asi oklar gibi renkleri ve güzellikleriyle tüm şehri şaşkına çevirdiler !

Boğaziçi incilerini takınmış, tatlı bir tıkırtıyla köprünün üzerinden yol akıyor. Hızlanan trafikle ben de gaza basıyorum. Biraz hız, biraz heyecan.

İstanbul’da trafik erkek işidir. Kullandığımız araçlarda öyle. Gaz ve debriyaj pedalları topuklu ayakkabıya göre tasarlanmamış, ben hiçbir arabayı ön kaputunu görerek kullanamadım henüz.

Ehliyet kurslarında, ana yolda giderken ara yoldan çıkan arabaya yol vermek istiyorsanız üzerine doğru, yol vermek istemiyorsanız hafif kaçar gibi manevra yaparak gitmeniz gerektiğini anlatmazlar. Bu trafikte kadın mantığına ters, erkekçe davranışlardan biridir. Sadece hanımlar aynı şeridi kullanır, erkekler her fırsatta şerit değiştirir. Kendi yarattıkları sessiz kurallarla acemi ve kadın şoförleri dışlayan bir erkek düzeni buranın hakimi.

Birkaç yerde rüyada araba kullanmanın hayatın dizginlerini eline almak şeklinde yorumlandığını okumuştum. Bilmem bundan mıdır, nasıl araba kullandığımı izlemem.

Sonunda uzak seyahatlerin ve kavuşmaların büyük anıtı hava alanına varıyorum.

Şimdi polislerle kovalamaca oynama zamanı. Gülümsüyorum. Kısa süreli park etmeye izin vermiyorlar, otopark oldukça pahalı. Birkaç turdan sonra bir köşe bulup siniyoruz arabamla, bir memur yaklaşıyor, acıklı acıklı bakarken; -arabayı terk etmeyin hanfendi diyor! Burada durmak gecenin bir hediyesi daha, defteri açıp yazmaya başlıyorum. Geceleyin karanlıkta, laleler ve trafik.

Sadece geleni karşılayacak olsam da bir yolculuk heyecanı kaplıyor içimi. Sonunda vakit gelince, buluşuyoruz tekrar. Heyecanla konuşuyoruz, günlerin sözü birikmiş.

Ne yazık ki dönüş yolunda araba kullanma keyfini sevgili eşime kaptırıyorum.



Seda ÖZTEK / Istanbul www.oztekmimarlik.com

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız