Köşe komşum Özlem ‘mayıs’ üzerine bir yazı yazmıştı. Bir ay üzerine konuşabileceksem sanırım bu ‘eylül’ olur demiştim kendi kendime. Ve eylül geldi çattı. Eylül yazın bittiğini haber verdiği için biraz Pazar gününe benzetilebilir. Pazar günü de bir tatil günüdür ama pazartesiyi haber verdiğinden çoğunluk tarafından sevilmez. Eylül de kışın habercisi olduğundan en azından yaz severler tarafından pek sevilmez.. Sıcaktan kavrulurken birden rüzgârların başlaması, yağmurun yağması geçişi kolaylaştırmaz ama şu ‘New York’ta sonbahar’ filmindeki gibi bir parkta olduğunuzu hayal etsenize, yerlerde sarı-kırmızı yapraklar, üzerinizde özlediğiniz montlar, yanınızda bir sevgili..

Lise’de ki edebiyat öğretmenimizin tavsiyesiyle sınıfça Mehmet Rauf’un Eylül romanını okumuştuk. Hüzünlü bir aşkı anlatan bu kitap çok karamsar bir iz bıraksa da okuyanda, tıpkı eylül gibi yakmayan ama görünen bir güneş gibiydi bende. Aynı zamanda edebiyat tarihimizin ilk psikolojik romanı sıfatını da taşıyan bu kitabı herkese öneririm, yağmur ya da düşen yaprakları pencereden izlerken bir yandan da okumak için.

Memleketim olan Bandırma’da eylüller tam da beklenen gibi geçer. Henüz ayın ortalarına varmadan şiddetli rüzgârlar, fırtınalar yaşanır, ağaçlarda tek bir yaprak kalmamacasına tümünü dökene dek hızla ve sanki kızgınlıkla eser rüzgârlar. Tam da bu yazıyı yazdığım bugün Bursa’da öyle. Rüzgâra hepsi boyun eğiyor ağaçların, henüz sararmaya zaman bulamayan ama güçsüz düşen yapraklar sokakları kaplamaya başladı sayılır.

Bugün aylardan Eylül, günlerden Pazar. Bugün, ince montlarımızı giyerek eylül rüzgârlarına merhaba demek için çoluk çocuk dışarı çıkacağız. Esintiye kucak açıp rüzgarlara sarılacağız..



Vildan Tura vildantura(at)gmail.com

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız