Gün gelecek ve bebeklerle oynayan bir kızın olacak deseler tüm istememe, bir gün olacağını bilmeme rağmen çok uzak sanırdım bu ırak hayali. Elif doğuşuyla, hayatıma girişiyle zaten her şeyi alabora etmişken, ( mutsuzluklarımı memnuniyetsizliklerimi alabora edip, mutlu olan beni güçlendirmişken daha çok) son bir aydır yaşamımızı renklendiren, neşemizi arttıran Asya’ yla arkadaşlığı; bu şirin, masumane, ikirciksiz dostluğu izlemek daha da güzelleştirdi günümü, günlerimi, günlerimizi.

Elif daha çok “tooop” çığlıklarıyla top peşinde koşturup; hanımefendi, usturuplu, oturaklı bir kızım olmayacak benim sendromlarına soksa da beni, dedesinin Asya’ yı kucaklayıp bir akşam bizi ziyarete gelmesiyle en alasından, gelecek vadeden “anneliğini” gösterdi bana. Ben de bir gecede torun torba sahibi oluverdim ki “ torun kendi çocuğundan bile tatlı gelir insana” söylemine de hak verir oldum. Artık sallanan sandalyeme kurulup, dizimi ısıtan şalıma sarılarak uyuyakalmak vaktidir diye düşünürken, Elif’in ve onunkine eklenmiş Asya’nın (sol elini sıkınca devreye giren) ağlamalarıyla irkildim ninelik hayallerinden. Elif önce tırsıp “ babacım ben en iyisi kaldırayım bu bebeği, biraz daha büyüyünce veririm” dedirtip bana, babamı sükut u hayale uğratsa da yavaş yavaş ısındı bebeğine ve açığa çıkardı annelik potansiyelini. Şefkat duygusunun kadın fıtratına dercedilişini yakinen izlemiş oldum böylece.

Elif sabah gözünü açar açmaz “ süüüüt” deyip minik biberonunu Asya’nın ağzına tutuşuyla, daha sonra emzirmeyi hatırlayıp kazağını kaldırıp bebeğini emzirmeye çalışışıyla, onu kendi yatağına koyup ninniler söyleyişiyle, dışarı çıkıp eve döndüğümüzde eve girer girmez bebeğine koşturup ona sarılışı defalarca öpüp koklayışıyla, uyuyacağı sırada ona sımsıkı sarılıp huzurla uyuyuşuyla çok şey düşündürdü bana. Belki bu yazıyı okuyan birçok anne için bir kız çocuğunun bebekle oynamasından daha normal ne olabilir garipsemesi oluşacak olsa da ben bu ilişkiyi gözlemleyip etkilenmekten alamıyorum kendimi. Hele geçen gün dışarı çıkmak üzereyken dış kapıyı açıp “ben gidiyorum Elif” çığırışlarıma aldırmayarak (ki buna çok şaşırdım) ayakkabılarıyla içeri doğru koşturuşundan, bebeğini kapıp gelişinden bana “ hadi gidebiliriz” bakışından çok etkilendiğimi, çok keyiflendiğimi itiraf etmeliyim. Ben bu şirin olaya gülüyorken ve Elif dışarı çıkmak üzere yollanmışken şu tümce çıkıverdi ağzımdan ancak “ iyi de ikinizi birden nasıl taşıyacağım”. Ben ve elif sımsıkı giyinmişken havanın soğukluğuna binaen, zavallı Asya’ yı incecik giysilerle dışarı çıkarmamız büyük insafsızlıktı kabul ediyorum ama Elif’in pekte umurunda değildi kuzucuğunun üşüyor olması. Gideceğimiz yere vardığımızda en az Asya, biraz Elif, en çok ben yorulmuşken bir kez daha tekrarladım içimden annelik fedakarlık demektir diye. Ve bir kez daha şükrettim Elif hayatımda olduğu için, geride kalan 15 ayda bu kadar çok büyüdüğü için, onu böylesine sevdiğim için, o da artık küçük bir anne olduğu için.



Ayşe Alpaslan

Çocuk Sevgisi

- Pedagojik Danışmanlık ve Aile Bilgi Paylaşım Platformu -

Uzmanlarımız